YAŞAM KÜLTÜRÜ-ÖLÜM KÜLTÜ


Daha önce Taksim Gezi Parkı alanına cami yapmak isteyip bunu başaramayan çevrelerin şimdi de Göztepe Parkına bir cami kondurma istekleri, bu çevrelerin samimi dindarlıkları ya da din duygusunu siyasette araç olarak kullanma çabaları ya da başkaca çıkar hesaplarıyla açıklanabilir mi?
Bu çabalardan her hangi biri ya da hepsi doğru olabilir.(Son ikisinden , din duygusunu siyasette araç olarak kullanma çabasıyla başkaca çıkar hesaplarından kuşku duymaya hiç gerek yok.) Fakat bu açıklamaların üçü ve başkaca benzerleri de, yapılmak istenen şeyin anlamını tam olarak ortaya koymaya yeterli değil. Asıl sorun bence iki dünya görüşünün, iki yaşam algılayışının karşıtlığında. Ben bunlardan birini yaşam kültürü, ötekini ölüm kültü(tapınıcılığı) diye adlandırıyorum. Bu kültür ve kült ülkemizde kıyasıya bir çatışmada. Asıl görülmesi gereken bence budur.
Bunları düşünmekte olduğum bir sırada sevgili dostum Musa Kart’ın alnından öpülesi karikatürüyle karşılaşıverdim. Anımsayalım; ensesi kalın, şalvarlı, sarıklı, poturlu yobaz, parmak kadar küçücük iki çocukcağızın tepesine dikilmiş vaaz veriyor:
“O parkın yerine cami yapacağız…Sizler de orada ibadet ederseniz içinde billur suların aktığı,mis gibi çiçeklerin koktuğu, yemyeşil bir cennete gireceksiniz!”
Parmak kadar küçücük çocukların, bir ağızdan, çocuksu yanıtları şöyle:
“Göztepe parkı gibi mi yani?”
Musa’yı ünlü kedi karikatürü için mahkemeye verenler, ondan asıl bu karikatürünün hesabını sormalılar. Çünkü yaşam kültürüyle ölüm kültü arasındaki karşıtlığın, çocuksu bir yaşama sevinciyle, kapkara bir ölüm seviciliği arasındaki karşıtlığın ve ikincisinin içerdiği iki yüzlü yalanın ben bundan daha anlamlı, daha özlü bir anlatımını görmedim.
Göztepe’de şu kadar kilometre kareye şu kadar cami düşmekteymiş. Gerçi bu konuda da kendi aralarında çelişkilere düştüler ama, acaba başbakan, ya da İstanbul belediye başkanı, ya da söz konusu kararı alan meclis üyeleri, Göztepe’de ya da İstanbul’un herhangi bir başka yerinde kaç kilometreye kaç okul, kaç kitaplık, kaç öğretmen, kaç doktor, kaç sağlık görevlisi, çocuklar için kaç oyun yeri, kaç yüzme havuzu, kaç konservatuar düştüğünün bilgisine sahipler mi? Aralarında olmaya can atılan Avrupa Birliği ülkelerinde bu oranlar acaba nedir? Başbakanın kendisi, çocuklarının eğitim gördüğü ABD İndiana eyaletinde böyle bir araştırmayı yaptırıp, sonuçları Türkiye’deki benzer bir yerleşim yeriyle karşılaştırmayı düşündü mü?…
Aslında herkes her şeyi biliyor. Aldatılmak istenen Musa’nın karikatüründeki o çocuklar ve çocukluk dönemini henüz tam olarak aşamamış halkımız. Fakat tıpkı karikatürdeki gibi, şimdilik çocuksu yanları da olsa, çocuksu bir ürkeklikle de sorulsa, sorular soruluyor ve sorulacak.
Göztepe halkı, tüm Kadıköylüler, tüm İstanbullu’lar, samimiyetle inanç sahibi olanlar en başta gelmek üzere, yalana, din sömürücülüğüne, çocuklarımızın bugünlerinin ve geleceklerinin karatılmasına karşı, karanlıkçı bir ölüm kültüne karşı aydınlık yaşama kültürünü savunmak için kolları sıvamaya hazır olmalılar…



Ataol Behramoğlu/Pazar Söyleşileri 2/161005